Bilimsel Makaleler

Incel Wiki sitesinden

Aşk: Şehvet, Çekicilik ve Arkadaşlık Üçgeninin Bilimsel Temellerle Açıklaması[düzenle]

Antropolojiden sinirbilime kadar uzanan alanlardaki bilim adamları, aynı soruyu onlarca yıldır soruyorlar. Aşkın arkasındaki bilimin düşündüğümüzden hem daha basit hem de daha karmaşık olduğu ortaya çıktı.

Söylememize gerek yok, aşkın bilimsel temeli çoğu zaman abartılır, öznel yargılar ile aktarılır ve çoğu bilimsel konuda olduğu gibi, yapbozun her parçası hakkında kesin sonuçlar çıkarmak için yeterince bilgi sahibi değiliz. Peki bu konuda neleri biliyoruz, bu meseleyi ancak vücudumuzda gerçekleşen kimyasal formüller ile aşkı bilimsel olarak açıklayabilir. Peki, aşkın gerçekten bir “formülü” varsa, bu nedir ve ne anlama gelir?

Cekicilik1.png Cekicilik2.png

Beynin Aşka Karşı Tam Tutulması
Çekici bulduğunuz biriyle en son ne zaman karşılaştığınızı düşünün. Kekelemiş olabilirsiniz, avuç içleriniz terlemiş olabilir; inanılmaz derecede ahmakça bir şey söylemiş ve oradan uzaklaşmaya çalışırken olağanüstü bir şekilde tökezlemiş olabilirsiniz. Ayrıyeten büyük ihtimalle kalbiniz göğsünüzde küt küt atıyordu. Yüzyıllar boyunca insanların sevginin (ve diğer birçok duygunun) kalpten doğduğunu düşünmesi şaşırtıcı değil. Lakin bunların aksine göre, aşk tamamen beyinle ilgili ve bu da vücudumuzun geri kalanını kontrolden çıkarıyor.

Rutgers'dan Dr. Helen Fisher tarafından yönetilen bir bilim adamları ekibine göre, karşı cinse duyulan aşk üç kategoriye ayrılabilir : şehvet, çekicilik ve uyumluluk(bağlanma). Her kategori, beyinden salgılanan kendine ait hormon grubu ile karakterize edilebilir. (Tablo 1).

Biraz da Kimyasalları İnceleyelim

Şehvet , cinsel tatmin arzusu tarafından yönlendirilir. Bunun evrimsel temeli, tüm canlıların paylaştığı bir ihtiyaç olan üreme ihtiyacımızdan kaynaklanmaktadır. Üreme yoluyla, organizmalar genlerini aktarır ve böylece türlerinin devamlılığına katkıda bulunur.

Beynin hipotalamusu bunda büyük rol oynar , testis veya yumurtalıklardan seks hormonları olan testosteron ve östrojen üretimini uyarır (Şekil 1). Bu kimyasallar genellikle sırasıyla “erkek” ve “dişi” olarak kalıplaşmış olsa da, her ikisi de kadın ve erkekte bulunur, az veya çok rol oynar. Elimizdeki bilgilere göre, testosteron hemen hemen herkeste libidoyu artırıyor. Libido artışı östrojende daha az belirgindir, ancak bazı kadınlar östrojen seviyelerinin en yüksek olduğu yumurtlama zamanlarında cinsel olarak daha motive olduklarını bildirmektedir.

Aşkın Kendisi, Kendisinin Ödülüdür
Bu arada cinsel çekilim, yakından ilişkili olsa da ayrı bir fenomen gibi görünüyor. Çekildiğimiz birine kesinlikle şehvet duyabilirken, bunun tersi de olabilir, ancak biri olmadan diğeri de olabilir. Cazibe, beyindeki “ödül” davranışını kontrol eden yolları içerir (Şekil 1), bu da bir ilişkinin ilk birkaç haftasının veya ayının neden bu kadar canlandırıcı olduğunu kısmen açıklar.

Hipotalamus tarafından üretilen dopamin, özellikle beynin ödül mekanizmasında iyi bir oyuncudur - bizi iyi hissettiren durum veya olaylar gerçekleştiğinde salgılanır. Örnek olarak, sevdiklerinizle vakit geçirmek veya seks yapma eylemini içerir.Yüksek dozajda dopamin ve ona bağlı çalışan nöroadrenalin, kişi cinsel çekilim duyduğunda salgılanır. Bu kimyasalların bizim üstümüzde sersemletici, enerji verici ve coşkulandırıcı etkileri vardır.Hatta kimi zaman iştah azalmasına ve uykusuzluğa da yol açar - bu da aslında yemek yiyemeyecek ve uyuyamayacak kadar “aşık” olabileceğiniz anlamına gelir. Aslında nöradrenalin olarak da bilinen norepinefrin, tehlikeli durumlarda savaşma veya kaçma kararlarında büyük bir rol oynadığı için tanıdık gelebilir. Aşık insanların beyin taramalarında aşk kendisini (bahsettiğimiz gibi) ödül merkezinde göstermektedir. Bu merkezde ise yakından baktığımzda, ventral tegmental bölge ve kaudat çekirdeği de dahil olmak üzere beynin birincil “ödül” merkezlerinin, insanlara yoğun bir şekilde ilgi duydukları birinin fotoğrafı gösterildiğinde deli gibi ateşlendiğini göstermiştir. Buna karşın onlara istek duymadıkları birisi gösterildiğinde tarafsız hissettikleri gözlemlenmiştir. (eski bir lise tanıdığı gibi).

Son olarak, cazibe , iştah ve ruh hali ile ilgili olduğu bilinen bir hormon olan serotoninde bir azalmaya yol açıyor gibi görünüyor . İlginç bir şekilde, obsesif-kompulsif bozukluktan muzdarip insanlar da düşük serotonin seviyelerine sahiptir, bu da bilim adamlarının aşkın başlangıç aşamalarını karakterize eden aşırı tutkunun altında yatan şeyin bu olduğunu tahmin etmelerine yol açıyor.

Arkadaş Bölgesi (Friendzone)
Son aşama fakat oldukça önemli, bağlanma(uyumluluk) uzun vadeli ilişkilerde diğerlerine nazaran baskın faktördür. Şehvet ve cazibe romantik karışıklıklara özellikle sebep olsa da bağlanma; arkadaşlıklara, ebeveyn-bebek bağına, sosyal samimiyete ve diğer birçok yakınlığa aracılık eder. Buradaki iki ana hormon oksitosin ve vazopressin gibi görünüyor (Şekil 1).

Bu nedenle oksitosin genellikle "sarılma hormonu" olarak adlandırılır. Dopamin gibi oksitosin de hipotalamus tarafından üretilir ve seks, emzirme ve doğum sırasında büyük miktarlarda salınır. Bu, çok tuhaf bir etkinlik çeşitliliği gibi görünebilir - hepsi mutlaka eğlenceli olması gerekmiyor - ancak buradaki ortak faktör, tüm bu olayların bağ kurmanın öncüleri olmasıdır. Ayrıca bağlanma, şehvet ve çekicilik için ayrı alanlara sahip olmanın neden önemli olduğunu açıkça ortaya koyuyor: birinci dereceden ailemize bağlıyız, ancak bu diğer duyguların (şehvet ve cinsel çekilim) burada hiçbir etkisi ve varlığı bulunmamaktadır.

Aşk Acıtır
Bütün bunlar aşkın pembe resmini çiziyor: hormonlar salgılanıyor, kendimizi iyi, ödüllendirilmiş ve romantik partnerlerimize yakın hissettiriyor. Ancak tüm hikaye bu olamaz: aşka genellikle kıskançlık, düzensiz davranışlar ve mantıksızlık ile birlikte bir dizi olumlu olmayan duygu ve ruh hali de eşlik eder. Görünüşe göre dost canlısı hormon grubumuz aşkın olumsuz yönlerinden de sorumlu.

Örneğin dopamin, beynin ödül mekanizmasının büyük çoğunluğundan sorumlu olan hormondur ve bu, hem iyiyi hem de kötüyü kontrol etmek anlamına gelir. Hayatımızda yapmış olduğumuz erdemlerimiz ve kusurlarımız sebebiyle birtakım dopamin dalgalanmaları yaşarız. Aslında, bağımlılık söz konusu olduğunda dopaminin bağımlılıklarımızda önemli bir rolü vardır. Cazibe hissettiğimizde aydınlanan bölgelerin aynısı, uyuşturucu bağımlıları kokain aldığında veya aşırı derecede tatlı yediğimizde de aktifleşir. Örneğin, kokain dopamin artışına normal şartlara kıyasla çok daha uzun süre sebep olur,yani geçici bir "yüksek"(mutluluk) duruma yol açar. Bir bakıma, cazibeye kapılmak başka bir insana bağımlılık gibidir. Benzer şekilde, eşlerimize duygusal olarak bağımlı hale geldiğimizde olduğu gibi maddelere bağımlı hale geldiğimizde de aynı beyin bölgeleri faaliyet gösterir (Şekil 2). Madde yoksunluğu çeken uyuşturucu bağımlıları ile istediği partneri elde edemeyen veya ayrılmak zorunda kalan aşıklar arasında pek de bir fark yoktur.

Hikaye oksitosin için de az biraz benzer: neredeyse her şeyde olduğunu gibi fazlası zararlı olabilir. MDMA ve GHB gibi parti ilaçları üzerine yapılan son araştırmalar, oksitosinin bu kimyasalların ürettiği; iyi hissettiren ve sosyal hayatımızdaki davranışların arkasındaki hormon olabileceğini gösteriyor . Bu durumda oksitosinin fazlası kişinin çevresinden uzaklaşmasına, saldırgan ve dikkatsiz davranmasına neden olabilir. Ayrıca “bağlayıcı” bir hormon olan oksitosinin rolü, zaten sevdiğimiz insanlara karşı olan olumlu duygularımızı daha da güçlendirmeye yardımcı oluyor gibi görünüyor. Yani ailelerimize, arkadaşlarımıza ve diğer önemli kişilere daha çok bağlandıkça oksitosin arka planda salgılanıyor, bize bu insanları neden sevdiğimizi hatırlatıyor ve onlara olan sevgimizi artırıyor. Bu, tek eşlilik için iyi bir şey olsa da, bu tür davranışlar her zaman olumlu değildir. Örneğin oksitosinin etnosentrizmde (kültüre-kabileye olan bağlılık) rol oynadığı, zaten yerleşik kültürel gruplarımızdaki insanlara olan sevgimizi artırdığı ancak diğer insanları ise daha yabancı gösterdiği de öne sürülmüştür (Şekil 2). Bu nedenle, dopamin gibi oksitosin de biraz iki ucu keskin bir kılıç olabilir.

Ve son olarak, utanç olmadan aşk nasıl olurdu? Cinsel uyarılma (ancak bağlanmanın zorunlu olmadığı) , beynimizde, prefrontal korteksin bölümleri de dahil olmak üzere, eleştirel düşünmeyi, öz farkındalığı ve rasyonel davranışı düzenleyen bölgeleri kapatıyor gibi görünmektedir (Şekil 2). Kısacası aşk bizi aptallaştırır.

Yani kısacası aşkın bir çeşit “formülü” vardır. Ancak, devam eden bir çalışma ve cevapsız kalan birçok soru var. Ve şimdiye kadar fark ettiğimiz gibi, denklemin karmaşık olan sadece hormon tarafı değil. Aşk sizin için hem en iyi hem de en kötü şey olabilir - bizi sabahları uyandıran şey sonradan bir daha asla uyanmak istemememize neden olan şey olabilir.[1]

Kadınların Makyaj Hileleri[düzenle]

Sadece bir kadının koluna dokunmanın, ve o kadının sizi tek bir kelimede hapise attırabileceği, ve buna rağmen kadınların her gün azdım ve doğurganım sinyallerini yayınlaması aşırı gülünç bir durum. Her tür medya bizi sürekli seks bomba ardımanına tutuyor, porno hiç bu kadar kolay erişilebilir/yaygın olmamıştı ve OnlyFans ile, normal kadınların kendilerini daha önce hiç olmadığı gibi nesneleştirmelerinin giderek daha yatkın hale geldiği bir noktaya ulaştık. Bu yeterli değilse, temelde neredeyse tüm kadınların her gün yüzleri cinsel olarak uyarıldıklarını ve gebe kalmaya hazır olduklarını ima edecek şekilde makyajlanmış olarak görmekteyiz. Ortalama bir erkek ile temelde alay edilir ve her gün mavi hapla avutulması sağlanılır. Ve yine de tek bir yanlış adım onun hayatını ve itibarını yok edebileceği için, aseksüel, yüksek engelli biri gibi olmaya başladı. Suçluluk duygusu git gide düştü.

Bu yazıda size makyajın ne amaçla yapıldıklarından kısaca bahsedeceğiz

Evet makyajın, kusurları gizlemek ve sağlıklı bir görünümü teşvik etmek gibi başka rolleride vardır. Genel olarak genç insanların yüz ve deri kusurları çok daha az olduğundan, kusurlar gençlik ve doğurganlıkla da bağlantılı olabilir. Sağlıklı bir görünüm doğrudan doğurganlığa bağlıdır aslında.

Şimdi madde madde ilerleyelim hep beraber.

a) Dudak rengi cinsel uyarılmayı ve doğurganlığı/yumurtlama zamanını geldiğini gösterir Dudak rengi, algılanan cinsiyet tipikliğini ve insan yüzlerinin çekiciliğini etkiler.

Dudak rengi kostrastı ile kadınların yüzlerindeki çekicilik arasındaki ilişki, östrojen seviyelerini, cinsel uyarılmayı ve kalp, solunum sağlığını gösteren oksijenli kan perfüzyonuyla ilişkisine bağlanabilir

Sağlık faktörlerinin yanı sıra kırmızı dudakların CİNSEL AROUSAL ve HIGH ESTROGEN'i nasıl gösterdiğine dikkat edip bakmanız lazım. Kadınlar ne zamanları en yüksek estrojen düzeylerine ulaşır peki ? Hamile kalması gerektiği / yumurtlama zamanı civarında. Kadınlar cinsel arzular ve yumurtlama zamanı / yüksek doğurganlık taklidi yaparak erkeklerin makyajla daha fazla ilgisini çekmekte, ve kendisini onunla ilgilenmesini sağlamakta.


b) Yumurtlama kadınları daha çekici kılar Adet döngüsünün doğurgan döneminde kadının yüz çekiciliği artar

İnsan yumurtlaması, diğer bazı türlerde olduğu kadar açıkça ilan edilmese de, burada hem erkeklerin hem de kadınların adet döngüsünün bereketli zamanlarında çekilmiş kadın yüzlerinin fotoğraflarını, o dönemde çekilen fotoğraflardan daha çekici bulduklarını gösteriyoruz. Luteal faz dönemi. Bu, insan yüzünde yumurtlama için görünür işaretlerin varlığını gösterir ve kadın vücut kokusu tercihleri için gözlemlenen benzer döngüsel değişikliklerle tutarlıdır. Bu artan cazibe, gebe kalma olasılığının en yüksek olduğu döngüde, eşleşme çevresinde bir dişinin göreli değerini yükseltmek için uyarlanabilir bir mekanizma olabilir.

Bu özel olarak makyajı ele almamakla birlikte, erkeklerin gerçekten yumurtlama dönemindeki kadınları daha çekici bulduklarını göstermektedir. Öyleyse makyaj yoluyla + yumurtlama döneminin getirdiği çekicilikle, bu kılığa bürünmek gerçekten de erkekler üzerinde büyük bir etki yaratmış olmalı.


c) Kırmızı yanaklar / kızarma cinsel uyarılmanın bir işaretidir --> Allık kozmetikleri (Rouge olarak da bilinir) Cinsel kızarmalar: Cinsel uyarılma esnasında yüzde termal ve renk değişiklikleri. Kızarma (yani yanakların kızarması) uyarılmadan kaynaklanabilir ve sadece ölçülebilir değil, aynı zamanda insanlar tarafından da fark edilebiliyor. Keşif çalışmamız, tüm deneysel durumların yüzde sıcaklık ve renk değişiklerini tetiklediğini gösterdi. Kızarıklıktaki değişiklikler görünürdü bu nedenle, duygusal durumun ve iletişim partnerinin cinsel uyarılmasının farkına varmak için bir sinyal görevi görebilir. Örneğin cinsel ilişki sırasında zevk aldığını belli etme.

Yüz Kontrastında Cinsiyet Farkı ve Kozmetiklerle Abartılması

Bu çalışma, yüz kontrastında bir cinsiyet farklılığının varlığını gösteriyor. Dikkatlice kontrol edilen fotoğrafik görüntülerin ölçülmesiyle, kadın yüzlerinin erkek yüzlerine göre gözler, dudaklar ve çevresindeki deri arasında daha fazla parlaklık kontrastına sahip olduğu gösterildi. Yüz kontrastındaki bu cinsiyet farklılığının yüzdeki cinsiyet algısını etkilediği bulundu. Çift cinsiyetli bir yüz, yüz kontrastını artırarak kadın gibi veya yüz kontrastını azaltarak erkek gibi görünmesi sağlanabilir. Kozmetik uygulamalarının sürekli olarak yüz kontrastını arttırdığı bulunmuştur. Kozmetik boyanan kadın yüzleri, kozmetik kullanmayan aynı yüzlere göre daha fazla yüz kontrastına sahipti. Kadın yüz güzelliğinin cinsiyet farklılıklarıyla yakından bağlantılı olduğu biliniyor ve kadınlar bu şekilde çekici kabul ediliyor. Bu sonuçlar, kozmetiklerin kısmen, yüzün daha kadınsı ve dolayısıyla çekici görünmesini sağlamak için cinsel açıdan dimorfik bir özelliği (yüz kontrastı) abartarak işlev görebileceğini gösteriyor.


d) Koyu göz boyası yüksek östrojen ve doğurganlığı işaret eder --> Göz makyajı / maskara Cinsiyet, Güzellik ve Yüz Özelliklerinin Göreceli Parlaklığı

Daha koyu göz alanları (ve daha önce tartıştığımız gibi daha renkli dudaklar) yüksek östrojenli kadınlarda bulunan kadınsı bir özelliktir. Kadınlar göz bölgelerini karartarak kendilerini daha kadınsı, daha östrojenik ve dolayısıyla daha doğurgan gösterirler.

Bu sonuçlarla tutarlı bir yorum, kadınlarda gözler ve ağız ile yüzün geri kalanı arasındaki parlaklık farkının doğal olarak erkeklerden daha fazla olmasıdır. Bu durumda, parlaklık farkının artırılması veya azaltılması, bir yüzü sırasıyla daha kadınsı veya erkeksi hale getirecek ve dolayısıyla yüzün cinsiyetine bağlı olarak daha çok veya daha az çekici hale getirecektir. Kozmetik kullanım nedenlerine ilişkin çıkarımlar tartışılmıştır.


e) Homojen cilt kremleri gençliği ve doğurganlığı gösterir --> Fondöten makyajı

Kadın yüz cildinin yaş, sağlık ve çekiciliğinin renk homojenliği ve görsel algısı

Daha genç görünüm --> daha verimli görünüm

[2] [3] [4] [5] [6]

Zorbalığın Etkileri[düzenle]

Zorbalık

Zorba bencil ve kendinden başka herkese zarar veren,kendini seven kişiye denir. Erkek zorbanın vahşi doğada fark edilmesi kolaydır. Düşmanca bir sosyal çevre oluşturacak ve bu durumda kadınların bir "koruma" arama eğilimini istismar edecektir.

Okulda, nispeten az sayıda erkek, zorbalık yapar ve cinsel ilginin çoğunu seksle ilgilenen kadınlardan alır. Kızlar ve genç kadınlar, cinsel olarak zorbalığa uğrayan erkeklerdense, zorbalık yapan erkekleri tercih eder ve zorbaların, zorbalığa uğrayanlardan daha fazla cinsel partneri vardır.[7][8][9][10][11][12]
U. Windsor'dan Daniel Provenzano liderliğindeki akademisyenler, zorbalığın muhtemelen erkeklerin güçlerini göstermeleri ve hakimiyet kurmaları için bir davranış olarak evrimleştiğini, kadınlara ise onların ihtiyaçlarını ve çocuklarını karşılayacak iyi bir müstakbel eş olduklarının sinyalini verdiğini buldular. Provenzano, genç yetişkinlerle ilgilenen profesyonellerin zorbalıkta cinsel motivasyonun rolünü anlamaları gerektiğini öne sürüyor.

Birlikte ele alındığında, bu çalışmadan elde edilen sonuçlar, zorbalığın evrimsel olarak uyarlanabilir bir davranış olduğu hipotezimiz için karışık, ancak genel olarak olumlu bir destek sunmaktadır. Çekicilik ve yaş veya cinsiyet,bu değişkenler flört etme ve cinsel davranışta rol oynar, bu nedenle zorbalık, görünüş, sosyal istenirlik vb. konularında zorbalığın ergen erkeklerde arttığı gözlenmiştir.

[13]

Nüfus Arttıkça İşlerin Nasıl Çirkinleştiğini Kanıtlayan Müthiş Bir Çalışma: Universe 25 Deneyi[düzenle]

8 farenin kısıtlı bir alanda yaşamını gözlemlemeyle başlayan, John B. Calhoun'un yürüttüğü 'Universe 25' deneyi farelerin çoğaldıkça yaşadığı problemleri gösterme açısından oldukça çarpıcı. İnsanlığın gidişatıyla bu denli benzerlik gösteren bu çalışmanın seyri aynı zamanda geleceğimizi göz önünde bulundurunca oldukça da kaygılandırıcı.



"davranış batağı" kavramı, john b. calhoun' un 1972' de laboratuvar ortamında fareler için kurduğu kapalı dünyasından çıkardığı sonuç yaklaşık 2.5 metreye 2.5 metre tabanı, 90cm duvar yüksekliği olan bir akvaryum. her duvarda zeminden 50cm yüksekliğe kadar dikine çıkan, duvara yapışık 16 tane tünel ve her tünelde 4 adet oda. yani duvar başına 64, toplam 256 oda. balık istifi doldurulursa da oda başına 20 fare kapasite. avluyu da kabaca hesaba katarsak hacmen 5-6 bin farenin sığabileceği, ısının 20c dereceye sabitlendiği ve iki tane sınırsız temiz su kaynağı olan bir ortam. farelerin dünyası bu. tabii en yüksekteki odadan sonra 40cm daha çıplak duvar olduğu düşünülürse neden kapalı dünya olduğunu anlamak zor değil.

bu dünyanın 1. gününde nüfusu; hastalık taşımadığından emin olunması için tek başına yaşatılmış 4'ü erkek 4'ü dişi 8 adet fare bu şanslı 8; her gün tünellerin tepesinden kuru meyve ve kuruyemiş dökülmesi ve her 6 haftada bir de taban talaşı yenilenmesi dışında müdahale edilmeyen kendi dünyalarında, 104 gün kadar saltanat sürmüşlerdir. ortamı kolaçan etmeleri ve uyum sağlamaları bittikten sonra da 105. günde ikinci kuşağın ilk bireyi doğmuş ve nüfus 9 olmuştur. burdan sonra baktılar sıkıntı yok vitesi yükseltip yaklaşık her 55 günde nüfusu ikiye katlayarak 315. günde 600'ün üstünde bir nüfusa ulaşmışlardır.

bu noktada sabahtan akşama bi yukarı bi aşağı koşuşturup oynama, refah içinde yeme içme ve mutlu bir aile olma fikri sekteye uğramaya ve işler hafiften çirkinleşmeye başlıyor fare sayısı arttıkça verilen yem de artırılıyor. hali ile huzurun kaçmasındaki sebep açlık değil, kalabalık. her yeni doğan fare hali hazırda oldukça kalabalık bir ortama doğuyor ve ömrü vefa ederse ortamın daha da kalabalıklaşmasına şahit oluyor. rakip sayısı sürekli artan erkek fareler yuva belledikleri kısımları korumakta zorlanmaya başlıyorlar. zorlanmaktan başarısız olmaya geçenler ise işi bırakıyor ve kendi bölgesinden çok avluda takılmaya başlıyor.

ilk şiddet bu yitik gençlik gibi akvaryumun ortasında takılan ekipte baş gösteriyor. bazı fareler diğerlerine saldırmaya, ısırmaya ve yanlarından kovalamaya başlıyor. saldırıya uğrayan fareler de bir süre sonra ortama uyum sağlıyor ve onlar da canını sıkanlara saldırmaktan çekinmiyor. arada bir oda basmaya yukarılara çıkıyorlar, iyi korunmayan bazı fareler öldürülüyor ve yuvaları elinden alınıyor. bazı dişiler tek başına yaşamaya ve yavrularının bir kısmını yemeye başlıyor. terk edilen ve büyümeden ölen yeni doğan sayısı artıyor. az sayıda fare (deney sahibi calhoun bunlara "beautiful ones" diyor.) en üst kattaki odalara çekiliyor ve hatta bazıları odanın girişini kapatmaya çalışıyor. bunlar bi süre sonra sikiş kovalamayı bırakıyor ve sadece yeme içme uyuma ile hayatlarını bitiriyorlar. komünün geri kalan kısmında; yamyamlık, çocuk katli ve şiddet bulaşıcı hastalık gibi giderek artıyor. çoğu erkek fare, maymun gruplarındaki tek baba maymun gibi davranıp bütün gördüğü dişileri sikmeye çalışıyor. hali ile erkeklerin yemek haricinde paylaşamadıkları bu kulvar düzenli olarak kavga etmelerine ve birbirlerini öldürmelerine neden oluyor. güven duygusu ortamı terk ediyor ve fare toplumu çökmeye başlıyor.

nüfusun zirve noktası olan 2200 fareye 560. günde yani bir buçuk yılda ulaşılıyor. bu noktada gittikçe daha çok hızlanan bir nüfus düşüşü başlıyor ve 610. günde nüfus 100'ün altına düşüyor. artık nüfus; balataları sıyırıp kendini saklamış, yukarı odalarda tek başına yaşamaya çalışan farelerden ve aşağıdaki kanlı oyunun kazananları, hafiften canavarlaşmış farelerden oluşuyor.

deneyin sanırım en ilginç tarafı burası bu toplum bir daha da toparlamıyor. yani ortalığın cesetten ve hastalıktan geçilmemesi gibi bir durum yok, 6 haftada yapılan bir temizlikte zemindeki cesetlerde toplanıyor. içeride son kalan 100 fare aslında 250. gündeki 100 fare ile hemen hemen aynı şartlarda yaşıyorlar. ama artık yaşanmışlıklar mı dersin çoluğunu çocuğunu yediğin farenin yüzüne bakamamak mı dersin bilmiyorum ama 650. günde son dişinin ölmesi ile bu kapalı dünya zamanını dolduruyor ve şanslı 8 hanedanı tarihe karışıyor.

bu deney daha çok nüfus planlaması propagandası için kullanılmış olsa da, aslında "davranış batağı" dediğimiz, toplumun sert bir şekilde çirkinleşmeye başlaması kavramı. şartların kötüleşmeye başladığı çoğu senaryoda gerçekleşebilir.[14][15]

Ayrıca bakınız[düzenle]

Referanslar[düzenle]